5 Şubat 2012 Pazar

Uçan Bir Am Olsaydı

Uçan bir am olsaydı,
Gökyüzünde dans etseydi,
Uçupta evime gelseydi,
Camıma "tık" etseydi,
Düşünmeden alsaydım içeri,
Sikseydim hayvanlar gibi,
Tam uçarken camdan dışarı,
Fırlatsaydım yatağa geri,
Yalamadan bırakmamki <3.

Yalasaydım dudaklarından aşınsaydı keşke,
Am suyu oluk oluk sanki bir çeşme,
Sebil gibi dikseydim yola, içmeden geçme.
Uçan bir am olsaydı,
Kuğu gibi beyaz kanatları,
Yenice çıkmış ince kılları,
Uçan bir am olsaydı,
Uçan bir am olsaydı...

11 Haziran 2011 Cumartesi

Ben Bağırsakları Bozuk Bir Gencim

Merhabalar. Yazmak, paylaşmak istediğim bir şeyler var bugün. İlgilenir misinisiz, umursar mısınız, iki dakika kulak kabartır mısınız bilmem. Benim için önemli değil açıkcası, yazarın şevkinin okuyucunun şevkinden bağımsız olması gerektiği düşüncesindeyim. Siz böyle düşünmüyor olabilirsiniz, ne var ki, o da benim için önemli değil.

Ben 24 yaşında, üniversite okuyan, küçük bir memlekette doğup büyümüş, bağırsakları bozuk bir gencim. Şimdi pek çoğunuz soracak "Senin bir adın yok mu?" diye. Hakkaten güzel bir soru. Zaten cevabı bu yazının ana konusu.

Çoğumuzun hayatı bir rutine bağlı. Her ne kadar fırlama, çatlak olmaya kalksakta kaçınılmaz rutin bir ucundan yakalayıp, diğer ucuna bağlayıveriyor hayatı. Kimimiz her gün okul yolu tepiyoruz, kimimiz işe, kimimiz ayyaşlığa... Ama bazı olaylar vuku buluyor ki bu rutini alt-üst edebiliyorlar. Sevdiğin birinin ölmesi, en sevdiğin takımın maçı vb. önem teşkil eden sebepler. Ancak bunların arasında bir sebep var ki, diğerleri ile karşılaştırıldığında gerçekten önemsiz, lakin rutine onlar ile aynı, hatta belki daha fazla etki eden, en az işle, en çok zararı veren, korkutucu bir güç; ishal. İnsanlık tarih boyunca hayran kaldığı şeylere kelimeleri yetiremediği için bir çok isim koymuştur, ötürük, amel, cırcır da bunlardan bazıları. Halkın tıp diliyle bağırsakların bozulması, gerçek tıp dili ile diyare.

Asıl konumuz psikolojik ve sosyal içerikli olsa da, yinede bir ön bilgi vermekte fayda olduğunu düşünüyorum. İshal bir hastalık değil, bir semptomdur ve 5 yaş altı çocuklarda en büyük ikinci ölüm sebebidir. Bir çok sebebi olabilir, kalın bağırsağın yeterince sıvı ememesinden meydana gelir. Birincil sebebi viral enfeksiyonlardır. Şiddetli bir hastalığın habercisi olabileceği gibi, kendi başına takılıp kaybolabilir. Yaygınlığından dolayı hakettiği önemi görmemektedir. Bugün insanların bir sivilce için bile hastaneye giderken, ishali "Bağırsaklarım bozulmuş ya." diye geçiştirdiklerini görmekteyiz. Halbuki ishalin önemi patolojik değil, sosyolojik ve psikolojik olarak büyüktür.

Sıradan bir gün. Yılın 365 gününden bir tanesi. Hesapta böyle, ama pratikte böyle olmasını engelleyen bir faktör var; ishal. Yüzdeki istemsiz ekşi ifade, sık sık karnı tutmalar, her fırsatta kıvrılarak oturmak, bağırsaklardan gelen garip sesleri gizleme çabası buz dağının görünen kısmı sadece. İshal insana psikolojik bir baskı uygular, ve ağır sorumluluklar yükler ve üstesinden gelmek yüksek beceri ister. Bir örnek ele alalım; gaz salınımı. Normal olarak bile belirli bir uzmanlık isteyen bir durumdur. Ancak sosyal varlıklar olduğumuz, ve her gün yaşadığımız için bu muhteşem yeteneğimizi ender farkederiz. İşin ehli bir kişi, gaz kütlesi bağırsak içinde hareket ederken, ortamda yaratacağı etkiyi hesaplayıp buna göre fiziksel hazırlıklar yapar. Mesela; gelişinden, duyulması kaçınılmaz desibel seviyesinde olduğunu farkedince, eksternal ve internal sfinkter kasları ile pc kaslarını kullanarak bağırsak çıkışınının şeklini değiştirip sessiz çıkmasını sağlayabilir. Ancak profesyonel kişi bunun bir yanılsama olduğunu, asıl tehlikenin oluşumu gereği sessiz olan gaz kütlesi olduğunu bilir; "Sesli güldürür, sessiz öldürür.". Bu durumda alınacak önlemler basit kas hareketlerini geçip, sosyal mühendisliğe kadar varan bir yelpazede beceriler gerektirir. Bu erdeme sadece belirli sayıda insanlar sahiptir.(Ozondelen denen, letal bir odöre sahip gaz kütlesi üreten insanlar için bahsi geçen konular kısmen veya tamamen farklı olabilir.) Ancak, işin içine ishal girince her şey değişir. İshalken gaz salınımdaki temel kural, hem havayı, hem de iç çamaşırını temiz tutabilmektir. Bu ise çok daha üst seviye yetenekler gerektirir. Bu yüzden ishalken, çok rutin bir işlem olan gaz salınımı için bile, alışılmadık bir şekilde tuvalete gitme ihtiyacı güdersiniz. En sevdiğiniz arkadaşınız heyecanla yeni manitasından bahsederken, siz, sürekli aklınızda en yakın tuvaletin size olan uzaklığını, bağırsakları taşırmadan varabileceğiniz maksimum hıza bölerek, acil bir durumda rahata erebileceğiniz minimum süreyi hesaplarsınız. O şevkle konuşurken, siz baş sallamakla yetinirsiniz. Çünkü o gün, en sevdiğiniz arkadaşınız tuvalettir. "En sevdiğim dizinin yeni bölümü, öldürseniz kalkmam televizyonun başından." derken, ishal sizi süründüre süründüre helaya yollar. Büyük konuşmaları, yeminleri yalan, planları ise alt-üst eder. Olduğunuz gibi görünemez, olduğunuz gibi yürüyemez, olduğunuz gibi konuşamazsınız.

İşte bu yüzden bugün ben, ben değilim. Bugün ben Ali, Ahmet, Hakkı, Osman, Burcu veya Merve değilim. Bugün ben bağırsakları bozuk bir gencim. Bir tebessüm, bir kahkaha, hayatın yeşillik, tütün belki ama unutma; bu adam bugün bensem, yarın da sensin.

Yağmur

Aşkın keyfi ızdırabındadır derler, peki ya ayrılığın?
En güzel rüyadan uyanmak gibi, güneşin sinir bozan şefkatine...
Geceyi benimsedik biz; zihinde fırtınalar, gönülde matem.
Sokaklar boş, elde sigara, gözlerse mahmur.
Yağ, yağmazsan orospu çocuğusun, amına koyim yağmur!

Yanan yüreğin riyakar fısıltıları düğümlenir boğazda.
Tek aşkın vardı ne de olsa, şimdi külleri rüzgarla oynaşır...
İstanbul yine atıyor sana o pis bakışlarını ama,
Derinden haykırışlarını sitemkar kederin susturur
Yağ, yağmasan olmaz sanki, amına koyim yağmur!

Son kez dokundu, sırtını dönerken, varlığıma gözleri,
Varlığında yüzdüm onca zaman, şimdi her an, zindan...
İliklerimde yankılanan sözleri parçalar koparır candan.
Ben ağlayamıyorum, yerime sen mi ağlıyorsun yağmur?
Yağ, sigaramı da söndürdün, amına koyim yağmur!

Artık düşen birer damlalarız biz de sanki,
Kavuşmam imkansız ama, yakın yere düşeriz belki.
Islattığın pişmanlığım, kim bilir ne zaman kurur?
O gitti, sen ne zaman gideceksin? Artık dur!
Çilemizi de çektirmedin ya, amına koyim yağmur!

Vermeyeceksen Uğraştırma

Velhasıl kelam kendini çok kasma
Ela gözlerinle güzelim, bana öyle bakma
Rahat adamım doğuştan, yakmaz beni o bakış
Malum bunlar ince iş, bunlar dikiş, nakış
Ekseriyetle etmem tenezzül, kafamı bile kaldırmaya
Yanıma bile gelsen, ben devam çorbaya daldırmaya
Elin elime değse, iterim ufaktan kenara
Cenge çevirmeye kalkma güzelim, toslarsın fenaya
Ekim'e kadar yolun var, aşkta meşkte isen eğer
Kasım'da gelirsen art niyetle, belki o zaman değer
Sen sen ol hayal kurma kızım, dersin piçmiş meğer
En karizma adamım, beni böyle beğen
Namussuzum evde olmassam, eğer her gün geleceksen

Ufukta hormon sürüsü, saldırır her damardan
Ğ harfi ofsayt oldu, alıverirsiniz alttan
Rahat olun kuzum, şiir devam bu hattan
Az kaldı ama, ilham da naz yapar ufaktan
Şair olduk kanmasınlar diye, inceden kesişlere
Türkiye burası deme, gençlik hevesli sevişmeye
Ilgaz'da var biliyorum, selam söyle enişteye
Rakipten görmem keza, benim kulvar feriştaha
Mamafih ne gerek, yalandan aşıklara
Alınma lakin beybi, vermeyeceksen uğraştırma